Hangi Narsizm? Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsizmin Karşılaştırılmasına İlişkin Bir Gözden Geçirme

Hangi Narsizm? Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsizmin Karşılaştırılmasına İlişkin Bir Gözden Geçirme

Özet Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Ölçütleri El Kitabının (Diagnostic and Statistical Manuel of Mental Di­sorders, DSM) ön gördüğünün aksine, farklı kuramcılar, narsistik kişilik bozukluğu kapsamında değinilen patolojik narsizmin çok boyutlu bir kavram olabileceğini öne sürmüşlerdir. Ancak önceki basımlarda olduğu gibi en son basım olan DSM-V’te (2013) de narsistik kişilik bozukluğu tanı kriterlerinde patolojik narsizmin büyüklenmeci boyutuna aşırı vurgu yapılıp kırılgan boyutuna değinilmemiştir. Bu gözden geçirme makalesinde patolojik narsizmin iki genel boyutuyla (büyüklenmeci ve kırılgan narsizm) değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda literatürde­ki patolojik narsizm ile ilgili araştırmalar taranmış, araştırma bulgularına patolojik narsizmin iki boyutu genel özel­likleri, gelişimsel kökenleri, değerlendirme/tanı koyma süreçleri bakımından karşılaştırılarak yer verilmiştir. Son olarak, patolojik narsizm kavramını tam olarak kapsamak, patolojik narsizmin değerlendirme ve tedavi sürecine ışık tutmak amacıyla narsistik kişilik bozukluğu tanı kriterleri kapsamında yapılabilecek olası değişiklikler tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Büyüklenmeci narsizm, kırılgan narsizm, narsistik kişilik bozukluğu tanı kriterleri

Narsizm, psikanalitik kuramcılar tarafından çalışıl­maya başlanmadan önce ilk kez Havelock Ellis (1898) tarafından sudaki yansımasına, onun bir yansıma oldu­ğunu bilmeden aşık olan ve yakınlaşmak isterken boğu­lan mitolojik karakter avcı Narcissus ile ilişkilendirilmiş, oto-erotizm (benliğin libidinal nesne olarak değerlendi­rilmesi) kapsamında ele alınmıştır. Narsizm, ilerleyen yıllarda ise erken psikanalitik kuramcıların (Freud, 1914), nesne ilişkileri kuramcılarının (örn., Kernberg, 1967) ve kendilik kuramcılarının (örn., Kohut, 1977) sıklıkla çalıştığı bir kavram haline gelmiştir. Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Narsizm, literatürde genellikle benlik ve kişilera- rası ilişkiler açısından ele alınmış, narsistik örüntünün kendiliği aşırı önemseme, başkalarını yok sayma ve bu nedenle de kişilerarası ilişkilerde sorunlar yaşama ile ilişkili olduğu öne sürülmüştür (Kealy ve Rasmussen, 2012). Bu örüntünün her zaman olumsuz sonuçlar do­ğurmayacağı, benliğe ilişkin olumlu algının ve başkala­rına empatik davranma kapasitesine sahip olmanın sağ- lıklı/normal narsizm olarak kabul edilebileceği, sağlıklı/ normal narsizmin bireyin amaçlarına yönünde ilerlemesi ve kişisel yenilgilerden sonra yeniden gücünü toplaması açısından koruyucu olabildiği belirtilmiştir (akt. Pincus ve Lukowitsky, 2010). Narsistik örüntüye ilişkin sorun­lar ise olumlu benlik algısına yönelik tehdit ya da tehlike oluştuğunda bireyin baş etme mekanizmalarının zarar görmesi ve uygun başa çıkma stratejilerinin kullanıla­maması ile oluşmakta, bireyin yaşamdaki işlevselliğine ilişkin sorunları beraberinde getirmekte ve bu durum patolojik narsizm olarak adlandırılmaktadır (Pincus ve Lukowitsky, 2010). Patolojik narsizm kavramına ilk kez DSM-DTte (1980) olmak üzere, DSM’nin takip eden basımlarında Eksen II bozuklukları arasında, narsistik kişilik bozukluğu tanı kategorisi kapsamında yer veril­miştir (DSM-IÏÏ-R; American Psychiatric Association, 1987; DSM-IV, American Psychiatric Association, 1994; DSM-IV-TR; American Psychiatric Association, 2000). DSM-V’te (2013) ise tanı kitabının eksen yapısındaki değişikliklerle birlikte patolojik narsizm kavramını kar­şıladığı düşünülen narsistik kişilik bozukluğu, genç ye­tişkinlik döneminde başlayan ve çeşitli koşullarda ken­dini gösteren büyüklenmeciliği, hayranlık gereksinimini, empati yoksunluğunu içeren ve aşağıdaki kriterlerden en az beşini kapsayan yaygın bir örüntü şeklinde yer bul­muştur. Bu kriterler:

  1. Kendisinin önemine dair büyüklenmeci bir duyguya sahip olmak,
  2. Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik veya ideal sevgi fantezileriyle meşgul olmak,
  3. “Özel” olduğuna ve ancak özel veya üst düzey in­sanlar tarafından anlaşılabileceğine, onlarla ilişkide bulunması gerektiğine inanmak,
  4. Aşırı hayranlık beklemek,
  5. Hak sahibi olduğuna inanmak (özellikle ayrıcalıklı muamele görme veya beklentilerine otomatik olarak uyum gösterileceğine dair makûl olmayan beklentile­re sahip olmak),
  6. Kişilerarası ilişkilerde sömürücü olmak (amaçlarına ulaşmak için insanları kullanmak),
  7. Empatiden yoksun olmak (diğerlerinin duyguları ve gereksinimlerini kabullenme veya paylaşmada gö­nülsüzlük),
  8. Diğerlerine haset duymak veya diğerlerinin ona haset duyduklarına inanmak,
  9. Kibirli ve küstah davranış veya tutumlar sergilemek şeklinde ifade edilmiştir (DSM-V; American Psychi­atric Association, 2013).

DSM-III tanı ölçütleri, narsistik kişilik bozukluğu­na ilişkin temel kişilik özelliği olan patolojik narsizmi büyüklenmeci narsizm ile sınırlaması ve klinik bir olgu olarak karşılaşılan patolojik narsizm profilini tam ola­rak karşılamaması bakımından eleştirilmiş (Cooper ve Ronningstam, 1992) olmasına rağmen DSM’nin sonraki basımlarında da tanı kriterlerine ilişkin bir değişiklik ya­pılmadığı görülmüştür. Narsistik kişilik bozukluğu tanı kriterlerinde patolojik narsizmin büyüklenmeci yönüne yapılan aşırı vurgunun aksine narsizmin büyüklenme- ci ve kırılgan narsizm olmak üzere iki boyutlu bir yapı olabileceğine ilişkin literatür ise hızla gelişmektedir. Bu gözden geçirme makalesinde patolojik narsizmin iki bo­yutuyla (büyüklenmeci ve kırılgan narsizm) değerlendi­rilmesi, patolojik narsizmin iki boyutunun genel özel­likleri, gelişimsel kökenleri, değerlendirme/tanı koyma süreçlerinin ilgili literatür ışığında karşılaştırılması amaçlanmıştır.

Patolojik Narsizmin Boyutları

Patolojik narsizmin tanımlanmasında gerek ku­ramlar içi gerekse kuramlar arası anlaşmazlıklar bulun­maktadır. Yapılan literatür incelemesinde ilk olarak Otto Kernberg’ün (1975) “büyüklenmecilik, empati yoksun­luğu, duygusal boşluk hissi, ben merkezcilik” ifadelerini içeren narsizm tanımına rastlanmaktadır. Bu tanımlama­dan farklı olarak, Heinz Kohut (1977), narsizmi “kırıl­ganlık, depresyon, boşluk hissi, empati ve dayanıklılık yoksunluğunun” hakim olduğu bir olgu olarak tanımla­mıştır. Kernberg ve Kohut arasındaki narsizm üzerine süregelen bu tartışma narsizmin çok boyutlu bir kavram olabileceğini ve iki kuramcının narsizmin farklı boyutla- rmın özelliklerini taşıyan bireylerle çalışmış olabilecek­lerini düşündürmektedir. Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Patolojik narsizme ilişkin literatür incelendiğinde, patolojik narsizmin kuramcılar tarafından yalnızca bü- yüklenmecilik ve kırılganlık boyutları ile tanımlanma­dığı, bu boyutların kapsadığı farklı narsizm özellikleri üzerinde de çalışıldığı görülmektedir. Örneğin, Bursten (1973), narsizmde öz saygı kazanma, öz saygıyı devam ettirme, kendilik ve nesne arasında ayrım yapabilme be­cerilerini göz önünde bulundurarak narsizmi dört alt tür­de (manipülatif, paranoid, arzulayan ve fallik narsizm) tanımlamıştır. Bursten’ın (1973) tanımlamasına göre manipülatif narsizmde çıkar çatışması olduğunda yalan söyleme, diğerlerini kandırmaya yönelik davranışlarda bulunma, suçluluk duymama; paranoid narsizmde kızgın ve tartışmacı olma, başkalarından şüphe duyma, başka­larını suçlama; arzulayan narsizmde diğerlerine yapış­ma, talep etme, hayal kırıklığına uğrayacağını düşünme; fallik narsizmde ise saldırgan, teşhirci ve kibirli olma hâkimdir. Bursten’ın narsizm tanımında antisosyal ve büyüklenmeci özellikleri yansıtan öğelere rastlanmakta ancak narsizmin kırılgan yönüne değinilmemektedir. Bir diğer örnek ise Kohut ve Wolf’un (1978) narsizmde kişi­ler arası ilişkileri temel alarak belirlediği birleşme açlığı duyan, iletişimden kaçınan ve aynalanma açlığı duyan narsizmdir. Birleşme açlığı duyan narsizmde diğerleri­ne yapışma ve kendiliği diğerleri üzerinden tanımlama; iletişimden kaçınan narsizmde diğerleri ile iletişimi kesme; aynalanma açlığı duyan narsizmde ise devamlı göz önünde olma ve teşhircilik söz konusudur. Kohut ve Wolf’un (1978) narsizm tanımında öz yeterliliğe ilişkin sorunlar, kaçıngan kişilik örüntüsü, duygu düzenleme­ye ilişkin problemler göze çarpmakta, bu özelliklerin kırılgan narsizm özellikleriyle paralellik gösterdiği gö­rülmektedir. Kişilik bozukluklar ile çalışan uzmanların % 87’sinin kişilik patolojisinin boyutsal, % 70’inin ise hem kategorik hem de boyutsal olmak üzere karma bir model çerçevesinde ele alınması gerektiğini düşün­düğünü belirtmekte de fayda vardır (Bernstein, Iscan, Maser, ARPD ve ISSPD, 2007). Dolayısıyla, narsiz­min alt alanları değerlendirilirken bireylerin belli pato­lojik narsizm kategorilerini farklı düzeylerde ve bazı durumlarda da birlikte deneyimleyebileceği ancak fark­lılığın patolojik narsizmin bireylerdeki fenotipik görünü­münde olabileceği söylenebilir (Pincus ve Lukowitsky, 2010).

Yukarıda verilen örneklerde görüldüğü gibi nar- sizm kavramı çok boyutlu bir kavram halinde değerlen- dirilebilmektedir. Ancak yapılan araştırmalar narsizmin “açık/büyüklenmeci/teşhirci” ve “örtük/kırılgan/hassas” narsizm olmak üzere iki boyutunun bulunduğunu, bu iki boyutun patolojik narsizm boyutlarını kapsamada yeterli olabileceğini vurgulamaktadır (örn., Dickinson ve Pin- cus, 2003; Rose, 2002; Wink, 1991). Bu makalenin kalan kısmında patolojik narsizme bu kavramı tüm boyutları ile kapsadığı düşünülen büyüklenmeci ve kırılgan nar- sizm (Wink, 1991) olmak üzere iki boyutuyla yer veri­lecektir.

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsizmin Özellikleri

Literatürdeki araştırmalar incelendiğinde büyük- lenmeci ve kırılgan narsizmin birbirine zıt özelliklerine ilişkin bulgulara rastlanmaktadır. Örneğin, büyüklenme- ci narsizm ile ilgili gradiyozite, teşhircilik, hak görme, küstahlık, haset, dikkat çekme arzusu, aşırı talepkarlık, diğerlerinin ihtiyaçlarını görmeme, kaygı düzeyinin dü­şük olması gibi özellikler tanımlanmaktadır (Akhtar ve Thomson, 1982; Wink, 1991). Kırılgan narsizm için ise bu özelliklerin zıt kutbu gibi görülebilecek aşırı alçak gönüllülük, eleştiriye hassasiyet, yüksek kaygı düzeyi, çekingenlik, devamlı stres altında olma, acı çektiğini düşünme (suffering) ve diğerleri ile kurulan yakın iliş­kilerde fark edilebilecek kendilikle ilgili büyüklenme- ci beklentiler gibi özellikler tanımlanmıştır (Akhtar ve Thomson, 1982; Wink, 1991). Ronningstam (2010) nar- sistik kişiliğin boyutlarına ilişkin çalışmasında iki türün öz güven ve duygulanımın düzenlenmesi ile kişilerarası ilişkiler bakımından benzerlik ve farklılıklarının olabile­ceğine değinmektedir. Diğer bir deyişle, büyüklenmeci narsistik özellikler taşıyan bireylerin benliklerine ilişkin aşırı üstün ve benzersiz oldukları şeklinde bir algılarının olabileceği, bu algıyı koruyabilmek ve başkalarının hay­ranlığını kazanabilmek için saldırgan ve antisosyal dav­ranışlarda bulunabilecekleri aktarılmaktadır. Kırılgan narsizm özellikleri taşıyan bireylerin de benzer şekilde benliğe yönelik büyüklenmeci fantezileri olabilmesine rağmen, bu düşüncelere yönelik utanç duygusuna sahip olabilecekleri ve reddedilme ya da dışlanma kaygısıyla sosyal ilişkilerden kaçınma davranışları gösterebile­cekleri ifade edilmektedir (Dickinson ve Pincus, 2003). Czarna, Dufner ve Clifton (2014) tarafından yapılan bir araştırmada büyüklenmeci narsizm özelliklerine sahip bireylerin akranları tarafından açık bir şekilde sevilme­dikleri, kırılgan narsizm özelliklerine sahip bireylerin ise sevilmemekten ziyade tercih edilmedikleri bulgusu akta­rılmıştır. Bu bulgu yukarıda aktarılan ve Ronningstam’ın (2005) çalışmasında yer alan büyüklenmeci ve kırılgan narsistlerin kişilerarası ilişki stilleri ile oldukça paralel bir bulgudur. Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Narsizmin her iki boyutunun özelliklerine sahip bireylerin de kendilerinden gerçekçi olamayacak düzey­de büyüklenmeci beklentilerinin olması dikkat çekicidir. Ancak bu beklentilerin büyüklenmeci ve kırılgan nar- sizmdeki görünümü farklılaşabilmektir. Büyüklenmeci narsizmde büyüklenmecilik, bireyin her şeyi kendisine hak görmesi ve her konuda en iyi olma çabası göster­mesi şeklinde görülüyor olsa da, kırılgan narsizmde Gabbard’ın (1989) tanımıyla “sessiz büyüklenmecilik” şeklinde seyretmektedir. Kırılgan narsizmde görülen “sessiz büyüklenmecilik” (Gabbard, 1989), eleştirilmeye ya da değerlendirilmeye yönelik aşırı hassasiyet, bireyin başkaları tarafından değerlendirilme ihtimalinin bulun­duğu durumlarda kendisini spot altında hissetmesi ve ka­çınma davranışları göstermesi ile karakterizedir. Olum­suz değerlendirilmeye yönelik kaçınma davranışları ise büyüklenmeci kendiliğin sürdürülmesini sağlamaktadır (Foster ve Trimm, 2008). Benzer durum büyüklenmeci narsizmde de görülebiliyor olsa da büyüklenmeci nar- sizmde kaçınma stratejisi genellikle büyüklenmeci ken­diliğe zarar verebilecek potansiyel tehlikeleri önlemeye ve yok saymaya yönelik olmaktadır. Diğer bir değişle, büyüklenmeci narsizmde kendilikle ilgili olumlu algıyı korumak, bu olumlu algıyı doğrulayan ve öz saygıyı do­yuran veriler toplamak, olumsuz verileri ise görmezden gelmek temel örüntüdür (Baumeister ve Vohs, 2001). Bu örüntüyü sürdürebilmek için büyüklenmeci narsizm özelliklerine sahip bireylerin kendilikleri ile ilgili olum­lu veri toplayacakları ortamlarda bulunmalar ve ken­dilerine olumlu geribildirim veren kişilerle ilişki içine girmeleri beklenebilir. Toplumsal süreçlerde elde edilen olumlu geri bildirimin bireyin büyüklenmeci benliğini beslemesi, olumsuz geri bildirimin ise dışsal faktörlere atfedilmesi ya da görmezden gelinmesi olasıdır (Camp­bell, Reeder ve Sedikides ve Elliot, 2000). Kırılgan ve büyüklenmeci narsizm özelliklerine sahip bireylerin olumlu ve olumsuz uyaranlara verdikleri tepkiler deney­sel araştırmalar ile de çalışılmıştır. Kırılgan ve büyük- lenmeci narsistlerin seçici dikkatlerini uyaranlara ilişkin tepki süreleri ile değerlendiren bir çalışmada, kırılgan narsistlerin olumsuz uyaranlara (zayıf, sıkıcı, zalim, ben­cil gibi sözcükler) odaklanma sürelerinin uzun, büyük- lenmeci narsistlerin ise dikkatlerinin doğru yapma, ba­şarı üzerinde olup olumsuz uyaranlara tepki sürelerinin kısa olduğu gözlenmiştir (Krusmark, Lee ve Newman, 2014). Bu çalışma ile kırılgan narsistlerin olumsuzlukla­ra karşı aşırı hassas olma, büyüklenmeci narsistlerin ise olumsuzlukları neredeyse görmezden gelme yönündeki tutumları desteklenmiştir.

Kendilikle ilgili olumlu veri toplamak, başkaları­nın hayranlığını kazanmak, diğerlerinden daha iyi olabi­leceğini göstermek için özellikle büyüklenmeci narsizm­de rekabetçiliğin hâkim olması beklenebilir. Narsizmin iki boyutunun genel rekabetçilik (diğerlerinden daha iyi olmaya çalışmak) ve aşırı rekabetçilik (düşük öz saygı düzeyini rekabet ile yükseltme çabası, diğerlerine ihti­yacı olmadığını gösterme) bakımından inceleyen bir araştırmada, büyüklenmeci narsizmin rekabetçiliğin iki türü ile de ilişkili olduğu aktarılmıştır. Ancak büyüklen- meci narsizmden farklı olarak kırılgan narsizmin sadece aşırı rekabetçilik ile ilişkili olduğu bulgusuna ulaşılmış­tır (Louchner, Housten, Walker ve Houston, 2011). Bu bulgu büyüklenmeci narsizmde bireylerin rekabet ortamı yaratarak kendilikle ilgili olumlu veri topluyor olabile­ceklerini destekler niteliktedir. Kırılgan narsizmin aşırı rekabetçilik ile ilişkili olduğunu belirten bulgu ise nar- sizmin bu boyutuna sahip bireylerin dikkat ve hayranlık elde etmek gibi gizli arzularının olabileceğini, bu arzu­dan utanç ve suçluluk duyabileceklerini ve deneyimle- dikleri yüksek kaygı düzeyinin de kaçınma davranışını beraberinde getirerek genel rekabetçiliğe engel olabildi­ğini gösterebilir.

Narsizmi yaşamdan memnuniyet ve hayata uyum açısından inceleyen bir araştırmada büyüklenmeci ve kırılgan boyutların narsizmin mutlu ve mutsuz yüzlerini temsil ettiğine ilişkin bulgular elde edilmiştir. Mutlu­luğun öz saygı ile olumlu yönde ilişkisellik gösterdiği bulgusundan yola çıkan araştırmada (Myers ve Diener, 1995), büyüklenmeci narsistlerin algıladıkları öz saygı düzeyinin kırılgan narsistlere kıyasla daha yüksek oldu­ğu ve büyüklenmeci narsistlerde yüksek öz saygı düze­yinin mutluluğa (yaşamdan memnuniyet) aracılık ettiği bulgularına ulaşılmıştır (Rose, 2002). Diğer bir ifadeyle, büyüklenmeci narsistlerin gerçekçi olmayabilecek dü­zeyde sergiledikleri öz saygı, mutluluk düzeylerini art- tırabilmekte, kırılgan narsistlerin algıladıkları düşük öz saygı ise mutluluk düzeylerini azaltabilmektedir. Benzer şekilde patolojik narsizmi kişilik özellikleri bakımından inceleyen araştırmalarda (Campbell ve Miller, 2013; Miller ve Maples, 2011) beş faktör kişilik kuramına göre büyüklenmeci narsizmin daha çok dışa dönüklük ile olumlu, nörotizm ile olumsuz, kırılgan narsizmin ise içe dönüklük ile olumlu, dışa dönüklük ile olumsuz iliş­kili olduğu görülmektedir. Bu bulgu kırılgan narsizmde görülen yüksek düzey olumsuz duygulanımın, psikolojik stresin ve yaşamdan memnun olmamanın nörotizm kişi­lik örüntü ile açıklanabileceğine işaret etmektedir. Nö- rotizmin ve belki de bu kişilik örüntüsünün bir sonucu olarak görülebilecek düşük yaşam doyumunun psikopa­tolojiler ile ilişkili olabileceği göz önünde bulunduruldu­ğunda, kırılgan narsistlerdeki yüksek depresyon ve kaygı düzeyleri daha rahat anlamlandırılabilmektedir (Rathvon ve Holmstrom, 1996). Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Büyüklenmeci ve kırılgan narsizm gerek büyük- lenmecilik gerekse her daim haklı olunduğuna ilişkin çarpıtılmış inançlar bakımından birbirine oldukça ben­zemektedir. Ancak fark, benliğe ilişkin algının tehlikeye girdiği durumlarla nasıl baş edildiği ve bu durumlarda nasıl tepki verildiği kısmında ortaya çıkmaktadır. Bü- yüklenmeci narsizmde benliğe ilişkin pozitif algı ve öz saygı kişinin her zaman güçlü ve ünlü olduğunu düşün­mesi, herhangi bir başarısızlıkla karşı karşıya kaldığında ise bunu dış faktörlere atfetmesi ve başkalarını suçlaması ile sürdürülür (Campbell, Reeder ve Sedikides, 2000). Büyüklenmeci narsizm özelliklerine sahip bireyler­de benliğe ilişkin algının tehlikeye girdiği durumlarda (başarısızlık, kaybetmek, reddedilmek gibi) yoğun bir öfke deneyimledikleri ve saldırganlaşabildikleri görül­mektedir (Rodewolt ve Morf, 1998). Bu öfke ve saldır­ganlık hem öfkenin kaynağına hem de öfke ile ilişkili olmayan diğer insanlara yöneltilebilmektedir (Twenge ve Campbell, 2003). Örneğin, şiddet suçlarından tutuklu erkek mahkûmlar ve üniversite öğrencilerini büyüklen- meci narsistik kişilik özellikleri bakımından karşılaş­tıran bir çalışmada mahkum popülasyonunun öğrenci popülasyonuna kıyasla daha çok büyüklenmeci narsistik kişilik özelliğine sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır (Bushman, Baumeister ve Phillips, 2001). Benzer şe­kilde Amerika’da yaşanan okul katliamlarından sonra, suçluların bu katliamları sosyal reddedilme sonucu ger­çekleştirdiklerine ilişkin ifadeleri olmuştur. Bu durum katliamı yapan kişilerin narsistik kişilik örgütlenmesine sahip olduğunu göstermiyor olsa da basın mensuplarıyla yaptıkları görüşmelerde Narsistik Kişilik Envanteri’nde (NPI) yer alan ölçek maddeleri ile örtüşen söylemlerde bulunmaları dikkat çekicidir (akt. Twenge ve Campbell, 2003). Büyüklenmeci narsizm özelliklerine sahip bi­reylerin sosyal reddedilmeye karşı hassasiyetleri ve bu duruma öfke ile karşılık vermeleri dışa dönüklük kişilik özelliklerinin de bir gereği olarak beklenmektedir (Ro- dewolt ve Morf, 1998). Ancak okul katliamı gibi aşırı saldırganca bir davranış göstermek narsizmin kırılgan ve büyüklenmeci narsizme ek olarak antisosyal nar- sizm gibi üçüncü bir boyutunun olabileceğini savunan araştırmalara da dikkat çekilmesini gerektirmektedir (Houlcroft, Bore ve Munro, 2012). Öte yandan, kırılgan narsizmde ise büyüklenmecilik ve haklılık gibi özellikler örtük olarak deneyimleniyor olsa da birey öz saygıyı de­vam ettirebilmek için büyüklenmeci narsizmde olduğu kadar güçlü düzenleyici başa çıkma mekanizmalarına sahip olmayabilir. Diğer bir değişle, kırılgan narsistler öz saygıyı devam ettirmek için diğer insanlardan alı­nan geri bildirime aşırı odaklanabilir (onay arayıcılık), başkalarına karşı aşırı boyun eğici ve teslimiyetçi ola­bilir ya da kaçınma stratejileri kullanabilir (Zeigler-Hill, Green, Arnau, Sisemore ve Myers, 2011). Bu stratejiler, kırılgan narsistlerin başkalarının düşüncesine odaklı olmaları, inisiyatif almaktan kaçınmaları ve kendileriy­le ilgili yüksek beklentilerini karşılayamadıkları ya da başkalarından olumsuz geri bildirim aldıkları durum­larda yoğun hayal kırıklığı yaşamaları ile sonuçlana­bilir. Başkaları odaklı olma ile sürekliliği sağlanan öz saygıya yönelik hayal kırıklıklarının kişileri anksiyete, mutsuzluk ve utanç duygularına maruz bıraktığı, bu duyguların ise kontrol edilemeyen öfke patlamaları ile takip edildiği görülmüştür (Besser ve Priel, 2010; Dic­kinson ve Pincus, 2003). Öfke patlamalarının yanı sıra gerek nörotik kişilik örüntüsü (Miller ve Maples, 2011) gerekse en temelde olduğu varsayılan kusurluluk şeması (Young, Klosko ve Weishaar, 2003) aracılığıyla kırılgan narsistlerin başkalarından aldıkları geri bildirimi benlik­lerine atfetmeleri, olumsuz geri bildirime odaklanmaları ve sözde başarısızlıklarının olumsuz duygulanımlarını sürdürmesi beklenmektedir. Kırılgan narsizmde görülen sosyal kaçınmanın (Pincus ve Lukowitsky, 2010) ise tüm bu olumsuz algılama, eleştirilme ve takip eden olumsuz duygulanıma yönelik bir kaçınma olduğu varsayılabilir.

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsizmin Gelişimsel Temelleri

Kernberg (1975), klinik deneyiminden yola çıkarak narsizmin temelinde soğuk, ilgisiz, reddedici ebeveynlik stillerinin olabileceğini ifade etmektedir. Narsizm ya da şişirilmiş kendilik temsili, benliği terk edilme ya da yeniden reddedilmeye karşı koruyabilecek bir savunma olarak tanımlamaktadır. Kohut (1977) ise büyüklenmeci kendiliğin soğuk, uzak, ilgisiz fakat bir taraftan da çocu­ğu aşırı şımartan ebeveynlik stillerinin ve ebeveynlerin aşırı idealize edilmesinin etkisiyle oluşabileceğini öne sürmektedir. Yetişkinlikte de idealize edilen ebeveynle­rin temsili olabilecek mükemmel kişiler ile ilişki kurul­maya çalışılmaktadır. Millon (1981) ise narsizmin ebe­veynlerin çocuğa duyduğu aşırı hayranlık ve şımartılma etkisiyle oluşabileceğini, ancak bu şişirilmiş kendiliğin diğerleriyle olan ilişkilerde sürdürülmesinin oldukça güç olabildiğinden söz etmektedir. Otway ve Wignoles (2006) tarafından yapılan bir araştırmada patolojik nar- sizm iki boyutu ile incelenmiş ve iki boyutun da hem reddedici, soğuk hem de aşırı değer veren, hayranlık duyan ebeveynlik stillerinin birleşiminin etkisiyle oluşa­bileceğine vurgu yapılmış, özellikle kırılgan narsizmin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili ile ilişkili olabileceği öne sürülmüştür.

Dickinson ve Pincus (2003) tarafından yapılan araştırmada ise kırılgan narsizm özelliklerine sahip bi­reylerin duygusal ve fiziksel ihmal ve istismar sonucu oluşabilecek korkulu bağlanma stiline sahip olabileceği, bu bağlanma stilinin de yakın ilişki kuramama, kendini açmama sorunlarına yol açabileceği savunulmaktadır. Büyüklenmeci narsizm için ise bağlanmayla ilgili zor­luklara ilişkin bulgu olmadığı, yakın ilişki kurabildikleri ancak ilişki başladıktan sonra sömürücü ve büyüklen- meci tutumlarından dolayı diğerleri tarafından isten­memelerinin söz konusu olabileceği belirtilmektedir (Dickinson ve Pincus, 2003). Ayrıca, bebeğin yetersiz aynalanmaya maruz kalması da narsizmin oluşması için temel oluşturabilmektedir. Diğer bir değişle, annenin bebeğin duygusal süreçlerine uygun tepki veremediği, bebeğin duygulanımını bebeğe geri yansıtamadığı ve annenin bebeğin olumlu benlik geliştirmesi için gerek­li olumlu duygulanıma sahip olamadığı durumlarda iki narsizm boyutunu ayırmada en belirgin faktörlerden biri olduğu düşünülen duygu düzenleme becerisinin kaza­nımı engellenebilmektedir (Fonagy, Gergely, Jurist ve Target, 2004). Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Şema kuramı ise patolojik narsizmin temelinde haklılık (entitlement), kusurluluk (defectiveness) ve duygusal yoksunluk (emotional deprivation) şemaları­nın olduğunu varsaymaktadır. Haklılık şemasının; aşırı şımartan, soğuk/reddedici ve sınır koymayan, duygusal yoksunluk şemasının; şefkat veremeyen, empati ve ko­ruma yoksunu ve kusurluluk şemasının; aşırı eleştirel ve yok sayan ebeveynlik stili sonucu oluştuğu bilinmekte­dir (Young, Klosko ve Weishaar, 2003). Ancak, kurama göre bireyler şemalarına yönelik belli baş etme yöntem­leri (aşın telafi, teslim olma ve kaçınma) kullanırlar ve bu baş etme yöntemleri her şemanın bireylerde farklı şekillerde görülmesine sebep olabilir. Dolayısıyla hem büyüklenmeci hem de kırılgan narsistik bireylerin en temelde benzer zihinsel örüntülere sahip olabildikleri fakat büyüklenmeci narsistlerin kusurluluk, sevgi yok­sunluğu gibi düşüncelerle baş edemeyip bu düşüncele­ri aşırı telafi ederek bu düşüncelerin tam tersi yönünde davranarak mükemmel insan figürünü devam ettirdikleri düşünülebilir. Kırılgan narsistlerin ise yine zihinsel tem­sillerinin etkisiyle daha teslimiyetçi davranıp sevilmeyi hak etmedikleri, kusurlu olduklarına ilişkin inançlarını ve takip eden olumsuz duygulanımı devam ettirebildik­leri söylenebilir. Ancak kuram ve klinik gözlem ışığında öne sürülen varsayımların araştırma bulguları ile destek­lenmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Narsizm, erken çocukluk dönemindeki özelliklerin yetişkinlik dönemi uyarlamasına benzemesi bakımından da dikkat çekici bulunmaktadır (Morf ve Rhodewalt, 2001). Örneğin, kırılgan narsizmdeki eleştirilmeye ya da olumsuz değerlendirilmeye tepki olarak hissedilen utanma, çocukluk dönemindeki olmak istenilen ideal kişi olunamadığının farkına varıldığında ya da istenilen standartların, beklentilerin karşılanamadığında duyulan utanma duygusuna benzemektedir (Campbell, Foster ve Brunell, 2004). Benzer şekilde Erickson’ın (1968) psi- kososyal gelişim basamakları açısından düşünüldüğünde de otonomi ve öz yeterlilik kazanamayan çocuğun utanç ve şüphe duygularını geliştirmesi ve çeşitli sebeplerle (yüksek beklentiler, suçlayıcı ebeveyn vb.) geliştirileme- yen otonominin şişirilmiş benlik algısı ile yer değiştirmiş olması muhtemeldir. Bu durumun da narsizmin çocukluk döneminde gelişimsel bazı ihtiyaçların karşılanmaması ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

Ebeveynlik stillerinin ve anne bebek etkileşiminin narsizmin oluşumda etken rol oynamasının yanında özel­likle narsistik kişilik bozukluğunun oluşumunda genetik faktörlerin de %45-%80 oranında rol oynayabileceği ifade edilmektedir (Jang, Levisley, Vernon ve Jackson, 1996). Narsizm için özellikle saldırganlık, engellenme­ye tahammül edememe, aşırı hassasiyet, düşük ya da yüksek kaygı düzeyi gibi faktörlerin kalıtımsal özellik­ler taşıyabileceği vurgulanmaktadır. Ancak narsizmin oluşumunda rol oynayan biyolojik ve çevresel faktörleri birbirinden bağımsız düşünmek yerine etkileşim halinde oldukları varsayılabilir. Diğer bir değişle, narsizm özel­liklerine genetik bir yatkınlıkla dünyaya gelen bireyler, karşılaşacakları ebeveynlik yapısı (reddedici olma ya da aşırı değer verme) ya da diğer çevresel faktörlerin etki­siyle yetişkinlikte narsistik özellikler gösterebilecekleri gibi, uygun ebeveynlik yapısı ve çevresel koşulların yar­dımıyla genetik olarak aktarılmış narsistik özelliklerin ortaya çıkmasından korunmuş olabilirler. Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog

Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Dilay Eldoğan Eken / Başkent Üniversitesi yazarına aittir. Ankara Psikolog
Hangi Narsizm? Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsizmin Karşılaştırılmasına İlişkin Bir Gözden Geçirme
image/svg+xml

DEVAMI