Kırılgan Narsisizm ve Sosyal Kaygı Bozukluğu: Benzerlikler ve Farklılıklar
Kırılgan Narsisizm ve Sosyal Kaygı Bozukluğu: Benzerlikler ve Farklılıklar
- Yrd. Doç. Dr. Dilay ELDOĞAN, Başkent Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
- Ezgi TUNÇEL, Psikolog, Başkent Üniversitesi
Yapılan araştırmalar ve klinik gözlemler kırılgan narsisizm (KN) ve sosyal kaygı bozukluğu (SKB) belirtilerinin benzer ve farklı yönlerinin olduğunu göstermektedir. Ancak alan yazın incelendiğinde, iki psikopatoloji grubunu birlikte çalışan sınırlı sayıda araştırmaya rastlanmaktadır. Bu araştırma kapsamında ise KN ve SKB belirti düzeyleri farklılaşan gruplar, algıladıkları ebeveynlik stilleri ile telafi odaklı olumsuz başa çıkma tarzları açısından karşılaştırılmış, bu araştırmada bireylerin deneyimledikleri ebeveynlik stilleri ve telafi odaklı başa çıkma tarzlarındaki benzer ve farklı yönlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yaş ortalaması 25.72 (S = 9.64) olarak hesaplanan 234 (%65.5) kadın, 123 (%34.5) erkek olmak üzere toplam 357 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırma kapsamında ilk olarak, katılımcılar KN ve SKB belirti düzeylerine göre düşük, orta ve yüksek belirti düzeyi gruplarına ayrılmışlardır. İkinci olarak, gruplar arasında ebeveynlik stilleri ve telafi odaklı olumsuz başa çıkma tarzlarına ilişkin farklılıklar incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, KN belirti düzeyi yüksek olan bireyler kuralcı/kalıplayıcı anne, küçümseyici/kusur bulan anne ebeveynlik stilleri, SKB belirti düzeyleri yüksek olan bireyler ise kuralcı/kalıplayıcı anne, küçümseyici/kusur bulan anne ve aşırı koruyucu/evhamlı anne ve baba ebeveynlik stilleri açısından belirti düzeyi düşük olan gruplara kıyasla daha yüksek puan almışlardır. Ayrıca KN belirti düzeyi yüksek olan bireylerin tüm telafi odaklı tüm başa çıkma tarzlarını düşük gruba kıyasla daha fazla kullandığı, telafi odaklı başa çıkma tarzlarını kullanma düzeyinin SKB belirti düzeyi yüksek ve düşük olan gruplar arasında ise farklılaşmadığı görülmüştür. Bu araştırma ile klinik görünüm açısından birbirine oldukça benzer iki psikopatolojinin ayırt edici özelliklerinden birinin bireylerin kullandıkları başa çıkma tarzları olabileceği bulgusuna ulaşılmış ve bu bulgunun tanı koyma ve tedavi süreçlerinde klinisyenlere ve araştırmacılara yol gösterebileceği öngörülmüştür.
Anahtar kelimeler: kırılgan narsisizm, sosyal kaygı, ebeveynlik stilleri, başa çıkma
GİRİŞ
Narsisizm, büyüklük, kibirlilik, benlik sevgisi, diğer kişilere yönelik düşük endişe, empati yoksunluğu ve kişilerarası ilişkilerde takdir, onay bekleme ile karakterizedir (Campbell, Goodie ve Foster, 2004; Hirschi ve Jaensch, 2014; Pincus ve Roche, 2007; Sokolova, 2010; Zeigler-Hill, Clark ve Pickard, 2008). Narsisizm özelliklerine sahip kişiler, tek ve eşsiz olduklarını, diğer kişilerden daha iyi olduklarını düşünebilmekte, sosyal kurallara uymayı reddedebilmekte ve başka insanların acı çekmesinden zevk alabilmektedirler (Campbell, Goodie ve Foster, 2004; Sokolova, 2010). Bu bireyler, benlik saygılarını devam ettirebilmek için çoğunlukla kısa süreli kazançlara odaklanabilmekte ve uzun süreli kazançları önemsemeyebilmektedirler. Ayrıca, kaybettikleri koşullarda ise sorunun dış faktörler ya da başka insanların etkisinden kaynaklandığını düşünebilmektedirler (Campbell, Goodie ve Foster, 2004; Campbell ve Foster, 2007).
DSM-5’te (Amerikan Psikiyatri Birliği [APA], 2013) ve DSM’nin önceki basımlarında, narsisizm yukarıda da ifade edildiği gibi büyüklük duygusu ve üstünlük algısı ile karakterize olarak tanımlanmış olsa da, narsisizmin alt boyutlarını inceleyen Kohut’un (1971, 1977), narsisizm kavramını dikey aynm ve yatay ayrım olarak ikiye böldüğü görülmüştür. Yatay ayrımda bireyin kendi zayıflığını gizlemek için büyüklük duyguları, dikey ayrımda ise inkâr, utanç ve kırılganlık duyguları deneyimlediğinden bahsedilmiştir. Benzer şekilde, çoğu araştırmacı narsisizmi büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm (KN) olarak ikiye ayırmış ve narsisizmin iki boyutuna vurgu yapmıştır (Miller ver ark., 2012; Pincus ve Cain, 2014). Bu araştırmalarda büyüklenmeci narsisizm kibirlilik, empati yoksunluğu, onaylanma ihtiyacı, ayrıcalıklı olma hissi, baskınlık, eleştiriye aşırı tepki verme ve kendini diğerlerinden üstün görme olarak tanımlanmış, büyüklenmeci narsisizm özelliklerine sahip olan bireylerin diğer insanların iyiliğini düşünmeden onları sömürebildikleri ve otorite sahibi kişilerin koymuş olduğu kurallara uymayı reddedebildikleri vurgulanmıştır (Besser ve Priel, 2010; Miller, Price, Gentile, Lynam ve Campbell, 2012; Şengül ve ark., 2015). Kırılgan narsisizm ise utanç, sosyal kaygı, umutsuzluk, yalnızlık, kişilerarası ilişkilerde soğukluk, güvensizlik, tatminsizlik, sosyal kaçınma ve kendini baskılama ile ilişkilendirilmiştir (Besser ve Priel, 2010; Cain, Pincus ve Ansell, 2008; Dickinson ve Pincus, 2003; Rohman, Neumann, Herner, ve Bierhoff, 2012). Kırılgan narsisizm özellikleri gösteren bireylerin başkaları tarafından aşağılanma ve olumsuz geribildirim alma korkusuyla sosyal durumlarda kaygı yaşayabildikleri ve bu durumlardan kaçınma eğilimi gösterebildikleri ifade edilmiştir (Besser ve Priel, 2010; Russ, Shedler, Bradley ve Westen, 2008). Ayrıca, bu bireylerin reddedildiklerinde, aşağılandıklarında ya da dışlandıklarında yoğun üzüntü deneyimledikleri (Bosson ve ark., 2008; Dickinson ve Pincus, 2003; Picus ve Cain, 2014), empati yoksunluğu ve aşırı talepkârlık özelliklerine bağlı olarak sıklıkla kişilerarası ilişkilerde sorunlar yaşayabildikleri görülmüştür (Dickinson ve Pincus, 2003; Sokolova, 2010).
Kınlgan narsisizm özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, reddedilmeye ilişkin hassasiyetin, benliğe ilişkin değersizlik algısının sosyal kaygı bozukluğu (SKB) belirtilerine oldukça benzediği dikkat çekmektedir. Sosyal kaygı bozukluğunda bireylerin, sosyal ilişkilerden korktukları, diğer insanların onları aşağılayacağı veya utandıracağı düşüncesine sahip olabildikleri ve çoğunlukla bu ortamlardan kaçındıkları görülmektedir (Hinrichsen, Sheffield ve Waller, 2007; Rodebaugh, 2009). Sosyal kaygı bozukluğuna ait bu özelliklerin KN ile de ilişkili olduğu düşünülmüştür. Diğer bir ifadeyle, KN belirtileri deneyimleyen bireylerin, SKB belirtileri deneyimleyen bireyler gibi diğer kişilerin onayını alamadıkları durumları olumsuz olarak değerlendirebildikleri ve diğerleri tarafından olumsuz değerlendirileceklerini ya da utanç yaşayacaklarını düşündükleri sosyal durumlardan kaçınma eğilimi gösterdikleri görülmektedir (Besser ve Priel, 2010).
Sosyal kaygı bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasında ebeveynlik stillerinin ve geliştirilen olumsuz öz inançların önemli rol oynadığı bilinmektedir (Eng, Heimberg, Hart, Schneier ve Liebowitz, 2001; Hinrichsen, Sheffield ve Waller, 2007). Yapılan araştırmalarda, eleştirilme, ailevi utanç, aşırı korumacılık ve sosyal izolasyon ile ilişkili ebeveynlik stillerinin (Pinto-Gouveia, Castilho, Galhardo ve Cunha, 2006) ve duygularını ifade etmeyen, diğer bir ifadeyle daha az konuşan, konuşurken olumlu duygusal sözcükleri daha az sıklıkla kullanan, duygusal konuları konuşmaktan kaçınan baba figürünün (Jorm, Dear, Rodgers ve Christensen, 2003) sosyal kaygı belirtilerinin ortaya çıkmasında etkin rol oynadığı görülmektedir. Ayrıca, yapılan araştırmalar, aile içinde ebeveynlerin çocukların duygusal değişimlerini görmezden gelmelerinin, çocukların duygularını ifade etmelerini desteklemeyen bir ortam yaratmalarının SKB belirtilerini tetikleyebildiğini, çocuklarının duygularını görmezden gelen anne figüründen ziyade baba figürünün bu belirtilerin ortaya çıkmasında önemli rol oynadığını öne sürmektedir (Noguchi ve Ollendick, 2010). Ebeveynlik stillerinin bireylerin geliştirdiği olumsuz inançların ve zihinsel temsillerin gelişimi üzerindeki etkisi nedeniyle, sosyal kaygı bozukluğunun yanı sıra, narsisizmin farklı boyutları ve ebeveynlik stilleri arasında da bir bağ olduğu düşünülmüştür. Kernberg’e (1975) göre, narsisizm çoğunlukla çocuğa karşı agresif ve ilgisiz olan soğuk ebeveynlik stilleri sonucunda oluşmaktadır. Kohut’a (1971, 1977) göre ise narsisizm aslında gelişimin normal bir evresidir ancak ebeveynlik soğuk, yetersiz, uzak ve güvenilmez olduğunda patolojik bir hal alabilmektedir. Yapılan araştırmalarda, ayrıca, kaçıngan bağlanma ve kırılgan narsisizm; kayıtsız bağlanma ve büyüklenmeci narsisizm arasında bir ilişki olduğu görülmüştür (Smolewska ve Dion, 2005). Ancak, alan yazın incelendiğinde, büyüklenmeci narsisizmin gelişmesinde rol oynayan ebeveynlik stillerine ilişkin bulgu ve modellere rastlanırken, KN belirtileri ile ilişkili olabilecek ebeveynlik stillerine odaklanan araştırmaların oldukça kısıtlı olduğu dikkat çekmektedir.
Bireylerin yaşadıkları psikolojik belirtilerin, ebeveynlik stillerinin yanı sıra Young’ın şema kuramında (2003) da değindiği erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişkili olabileceğini belirten bir alan yazın da bulmaktadır. Erken dönem uyumsuz şemalar, çocukluk döneminde bireylerin farkındalığı dışında gelişen, kendileri ve diğerleri ile olan ilişkisinde oldukça belirleyici olan zihinsel haritalar olarak tanımlanmıştır. Bu şemalar, bireylerin yetişkinlik dönemindeki duygu, düşünce ve davranışlarına yön verebilmekte (Young ve Gluhoski, 1996) ve yetişkinlik döneminde gelişen pek çok psikopatoloji ile ilişkili olabilmektedir (Pinto-Gouveia, Castilho, Galhardo ve Cunha, 2006; Torres, 2002; Zeigler-Hill, Green, Arnau, Sisemore, ve Myers, 2011). Örneğin, duygusal yoksunluk erken dönem uyumsuz şemasına sahip olan bireyler narsisistik özellikler geliştirebilmektedirler (Young, Klosko ve Weishaar, 2003). Benzer şekilde, sınır koyma konusunda zorluk yaşanan ebeveynlik stilleri, çocuklarda hak görme ve yetersiz özdenetim/özdisiplin gibi erken dönem uyumsuz şemalarının gelişmesi ve dolayısıyla da narsisizm belirtilerinin ortaya çıkması için zemin hazırlayabilmektedir (Young, Klosko ve Weishaar, 2003). Narsisizm gibi SKB belirtilerinin de erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişkisi çalışılmış ve SKB belirtilerinin duygusal yoksunluk, duygusal bastırılmışlık, kusurluluk gibi pek çok erken dönem uyumsuz şema ile ilişkili olabileceği belirtilmiştir (Eldoğan ve Barışkın, 2014). Şema kuramında (Young, Klosko ve Weishaar, 2003) ayrıca, bireylerin şemalarını sürdürücü şema teslimi, şema kaçınması ve şema aşırı telafisi olmak üzere üç başa çıkma stilini kullanarak erken dönem uyumsuz şemalarını ve psikopatolojilerini sürdürebildikleri ifade edilmiştir. Söz konusu başa çıkma stillerinden şema tesliminde bireyler şemalarını olduğu gibi yaşamakta, şemalarının tetiklenmesine ve bu durumun yarattığı acı duygusunu yaşamaya teslim olmaktadırlar. Şema kaçınmasında, bireyler erken dönem uyumsuz şemalarının tetiklenmesini engellemeye çalışmakta, aşırı alkol alma, aşırı temizlik yapma gibi davranış örüntüleri gerçekleştirerek şemalarının tetiklenmesinden kaçınmaktadırlar. Şema aşırı telafisinde ise bireyler tetiklenen şemalarının aksine davranışlar sergilemekte, reddedildikleri koşullarda başkalarını reddetmekte, değersiz hissettiklerinde ise en iyi olmaya çalışabilmektedirler. Bu başa çıkma stilleri, bireylerin yaşamlarında işlevselliklerini düşürmekte, şemalarının sürdürülmesine yol açabilmektedir (Young, Klosko ve Weishaar, 2003). Alan yazın incelendiğinde özellikle büyüklenmeci narsisizm (Young, Klosko ve Weishaar, 2003) ve SKB belirtilerinin (Eldoğan ve Barışkın, 2014) erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişkisine sıklıkla değinildiği görülmektedir. Ayrıca, büyüklenmeci narsisizmde şema aşırı telafisine başvurulabildiği, telafi odaklı şema başa çıkma stillerinin narsisizm belirtileri ile özdeşleşebildiği belirtilmiştir (Young, Klosko ve Weishaar, 2003). Ancak, büyüklenmeci narsisizm deneyimleyen bireylerde kaygı bozukluklarına da sıklıkla rastlanabiliyor olduğu alan yazında yer bulurken (Stinson ve ark., 2008), kınlgan narsisizm ve SKB belirtileri deneyimleyen bireylerin kullandıkları şema başa çıkma stillerinin çalışıldığı araştırmalara rastlanmamıştır.
Alan yazındaki kısıtlılıklar ve narsisizm ile kaygı bozuklukları arasındaki yüksek eş tanı oranı (Stinson ve ark., 2008) göz önünde bulundurulduğunda, kırılgan narsisizmin doğasını anlamayı ve KN ile SKB belirtileri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesini hedefleyen araştırmalarıa ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu bilgiler ışığında, bu araştırma kapsamında KN ve SKB belirtilerinin hangi açılardan benzeyip, hangi açılardan farklılaştığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda KN ve SKB belirti düzeyleri farklılaşan gruplar algıladıkları anne ve baba ebeveynlik stilleri ile telafi odaklı olumsuz başa çıkma tarzları açısından karşılaştırılmış, her iki psikopatoloji için yüksek belirti düzeyine sahip olan bireylerin deneyimledikleri ebeveynlik stilleri ve telafi odaklı başa çıkma stilleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.
Yöntem, Bulgular ve Tartışma bölümleri için makalenin PDF versiyonunu okumaya devam edebilirsiniz.


