Kayıp ve Yas

Kayıp ve Yas

Yas tutma, kayıp yaşantısını izleyen doğal ve sağlıklı bir psikolojik süreçtir. Kayıp ve yas dendiğinde akla ilk gelen sevilen birinin ölümü olsa da aslında yaşam boyu pek çok kayıpla karşı karşıya kalırız. Örneğin bir ilişkinin bitimi, bir yerden (işten, şehirden, ülkeden) ayrılma, gebelik kaybı, ergenlikle birlikte çocukluğun, ileri yaşla birlikte gençliğin/sağlığın kaybı gibi gelişimsel kayıplar, hatta bir ülkünün, idealin, hayalin kaybı gibi soyut kayıplar sonrasında yas süreci açığa çıkabilir. Bazen bir kayıp eş, anne, baba, çocuk olma gibi yaşamdaki rollerin kaybı gibi başka kayıpları da yanında getirebilir. Bazen de güncel bir kayıp geçmişte yası tam tutulamamış kayıplarımızı tekrar etkinleştirir. Bu yazının fikri hakları Ayperi Haspolat, Uzm. Psikolog yazarına aittir. Ankara Psikolog

Kayıp sonrası yas tepkileri yoğun acı, üzüntü, keder ve özlem duyguları, kaybın biçimi, nedeni ile ilgili zihinsel meşguliyet, kaybedilenle yeniden bir araya gelme düşlemleri, kayıp yaşayan kişinin dış dünyaya ilgisinin azalması ve yeni bir kişiyle bağ kurma yoksunluğunu içerebilir. Ölüm sonucu kayıp söz konusu olduğunda bazen yas tutan kişide intihar düşünceleri ortaya çıkabilir. İntihar düşünceleri kaybedilen kişiyle bilinçdışı bir yeniden birleşme arzusunu temsil edebilir, kişi için kendini tekrar tamamlanmış hissedebilmenin tek yolu sanki bu gibidir (Gabbard, 1990). Bazen ölümler terk edilme gibi deneyimlenebilir ve terk eden/kaybedilen kişiye veya buna sebep olduğu düşünülenlere yönelik yoğun öfke duyguları açığa çıkabilir. Tüm bunlar zorlayıcı ancak yasa verilen olağan tepkilerdir.

Volkan (2019) yas tutma sürecini fiziksel bir yaranın onarım süreci gibi düşünebileceğimizi söyler. Nasıl ki fiziksel bir yaranın ne kadar sürede iyileşeceği yaranın derinliğine, büyüklüğüne ve kişinin fizyolojik özelliklerine göre değişebilirse, kaybın yarattığı ruhsal yaranın onarımı da kaybın ne şekilde yaşandığına, kimin/neyin kaybedildiğine ve kaybı yaşayan kişinin psikolojik özelliklerine göre değişebilir. Kaybın travmatik olup olmaması, kaybedilen kişinin psikolojik bütünlüğümüz açısından önemi, kaybedilen kişiyle geçmişteki ilişkinin doğası, yas tutan kişinin önceki kayıp/ayrılık deneyimleri ve yas tutma kapasitesi gibi özellikleri burada belirleyicidir. Dolayısıyla herkesin yas süreci parmak izi kadar kendine özgüdür.

Bir yas tutma sürecinin başlayabilmesi öncelikli olarak kaybın kabulüyle mümkün olabilir. Fakat bu her zaman kolay olmaz. Çünkü kişi rasyonel düzeyde bir kayıp olduğunu bilse de bir yanıyla, kaybın getirdiği duyguların ağırlığı nedeniyle, kaybı yadsır. Hatta bu yadsıma uzun yıllar sürebilir ve yas sürecinin çözümlenmesinin önünde engel oluşturabilir. Bir kaybı kabul ettikten sonra ise Freud’un yas çalışması dediği süreç başlar. Bu evre kaybedilenin yokluğunda iç dünyamızı tekrar düzenlemeyi ve dış dünyaya tekrar uyum sağlayabilmeyi içerir. Bu yazının fikri hakları Ayperi Haspolat, Uzm. Psikolog yazarına aittir. Ankara Psikolog

Birini ya da bir şeyi kaybettiğimizde onun dış dünyadaki varlığını kaybetmiş oluruz ancak iç dünyamızdaki temsili var olmaya ve yoğun duygular uyandırmaya devam eder. Yas çalışması bir nevi bu iç dünyadaki temsillerin yarattığı yoğun duyguları yatıştırmayı ve kaybedilen kişiyi geleceği olmayan bir hatıraya dönüştürebilmeyi içerir (Volkan ve Zintl, 2019). Bu da kaybedilen kişiyle ilişkinin gözden geçirilmesi, geçmiş hatıralarla bağlantı kurulması, kaybın üzerine düşünülmesi ve açığa çıkan duyguların deneyimlenmesi sonucu kişinin kaybı kendi yaşam öyküsüne entegre edilebilmesiyle mümkün olur.

Doğal bir şekilde işleyebilen bu süreç olması gerektiği gibi yaşanamadığında bütüncül bir benlik hissinde kaybın ve boşluk, anlamsızlık duygularının da eşlik ettiği uzamış yasa dönüşebilmekte (Prigerson ve ark., 2021; Shear ve ark., 2011) ve kişinin kayıptan sonraki yeni yaşantıya uyum sağlaması, yeni bağlar ve ilişkiler kurması güçleşmektedir. Yanı sıra altta yatan çözümlenmemiş yasa bağlı olarak eşlik eden başka ruhsal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Yas sürecinin doğal bir şekilde çözümlenemeyişinin olası nedenleri arasında kaybın henüz baş edebilme kapasitesinin çok sınırlı olduğu erken yaş dönemlerinde deneyimlenmesi, ani ve travmatik oluşu gibi kayba bağlı özellikler ile kaybedilen kişiye/şeye yönelik çatışmalı duygular, kaybı yaşayan kişinin olumsuz duygulara, yoksunluğa tahammül edebilme ve bunlarla baş edebilmesiyle ilgili zorluklar gibi kişinin iç dünyasına özgü özellikler etkili olabilmektedir.

Kayıp yaşayan kişiler bazen acılarının hafiflemesinin o kişiyi unutmakla eş anlama gelebileceğinden endişelenip keder ve üzüntüyü bağ kurmanın bir yolu olarak sürdürmek isteyebilir. Bu durumda yas sürecini sonlandırmak o kişiden tamamen kopmak, unutmak anlamına gelebileceği için kişi buna hazır hissetmeyebilir, yeni bağlantılar için dış dünyaya yöneldiğinde ya da olumlu duygular hissettiğinde ardından suçlu hissedebilir. Bir başka şekilde, kaybedilen kişiye yaşarken duyulan kızgınlıklar nedeniyle de kişi kaybın ardından suçlu hissedebilir. Özellikle toplumsal travmalardan sonra travmayı yaşamış ama hayatta kalmış olan kişilerde ‘hayatta kalanın suçluluğu’ olarak söz edilen suçluluk duyguları görülebilir. Bu gibi bilinçli ya da bilinçdışı duyulan suçluluk duyguları da yas sürecinin çözümlenmesinin önünde engel oluşturabilmektedir. Bu yazının fikri hakları Ayperi Haspolat, Uzm. Psikolog yazarına aittir. Ankara Psikolog

Kaybın ve ayrılıkların ardından ‘daha da fazla üzülmemek’ adına kayıp hakkında konuşmamak, kaybı hatırlatan uyarıcılardan kaçınmak, dikkat dağıtıcı etkinlerle çok fazla meşgul olmak, rastgele cinsel ilişkiler, alkol ve madde kullanımı gibi uyarıcı yollarla olumsuz duyguları hissetmemeye çalışmak gibi yöntemler uzun vadede yasın çözümlenmesi önünde engel oluşturabilmekte, kişi adeta yasın içinde donup kalabilmektedir. Yas sürecinin doğal ve sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için kaybın varlığının kabulüne, kayıp hakkında konuşmaya, gideni anmaya ve yad etmeye, ortaya çıkan acı, üzüntü, özlem, öfke, suçluluk gibi duyguları ifade edebilmeye ihtiyaç vardır. Kaybedilenlerin yasını tutabilmek psikolojik büyüme ve gelişimin bir parçasıdır.

Psikoterapi kayıplar üzerine konuşabilmek ve yas tutabilmek için kişiye bir alan sağlayabilmektedir. Terapistle kurulan güven temelli ilişki içinde yas tutmanın önündeki engellerin aydınlatılabilmesi, kişinin kaybın yaratacağı acıya katlanabilme, kaybın anlamı üzerine düşünebilme, geçmiş ilişkiyi tekrar gözden geçirerek yeni gerçekliğe uyum sağlayabilme ve benliği yeniden organize edebilme gücünü hissedebilmesi mümkün olabilir. Böylelikle kişilerin yaşama tekrar bağlı hissetme ve yeniden sevebilme, bağ kurabilme kapasitesini kazanabilmeleri hedeflenir.

Kaynakça 

Gabbard, G. O. (1990). Psychodynamic Psychiatry in Clinical Practice. Washington, DC: American Psychiatric Press. 

Prigerson, H. G., Kakarala, S., Gang, J. ve Maciejewski, P. K. (2021). History and status of       prolonged grief disorder as a psychiatric diagnosis. Annual Review of Clinical Psychology, 17, 109-126. Bu yazının fikri hakları Ayperi Haspolat, Uzm. Psikolog yazarına aittir. Ankara Psikolog

Shear, M. K., Simon, N., Wall, M., Zisook, S., Neimeyer, R., Duan, N., ...  Gorscak, B.   (2011). Complicated grief and related bereavement issues for DSM‐5. Depression and anxiety, 28(2), 103-117.

Volkan, V. D. ve Zintl, E. (2019). Kayıptan Sonra Yaşam: Komplike Yas ve Tedavisi (4. Baskı). Pusula Yayınevi.

Bu yazının fikri hakları Ayperi Haspolat, Uzm. Psikolog yazarına aittir. Ankara Psikolog
Kayıp ve Yas
image/svg+xml

DEVAMI