Romantik İlişki ve Eş Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirtiler

Romantik İlişki ve Eş Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirtiler

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) DSM-5’te zihne istemsiz olarak gelen işgalci düşünce, görüntü veya dürtüler (obsesyonlar) ve bunlarla başa çıkabilmek için sergilenen basmakalıp örüntüler (kompulsiyonlar) çerçevesinde tanımlanmaktadır (APA, 2013). Obsesif düşünceler ve kompulsif davranışlar klinik olgular kadar normal örneklemde de gözlenebilen durumlardır. Bilimsel araştırmalar ve klinik deneyimler istem dışı düşünce, görüntü veya dürtülerin birçok birey tarafından yaşandığını göstermektedir (Clark ve Purdon,1993; Clark, 2004). Hem OKB hastalarında hem de hasta olmayan bireylerde bu istem dışı düşünceler strese yol açmaktadır. Bu iki grup arasındaki temel fark obsesif-kompulsif bozukluğu olan hastaların istem dışı düşüncelerini daha olumsuz, rahatsız edici olarak yorumlamaları ve bu düşünceler üzerinde daha az kontrolleri olduğunu düşünmeleridir (Gibbs, 1996). Aynı zamanda OKB hastaları bu istem dışı düşünce, görüntü veya dürtülerini daha uzun süreler, daha yoğun, daha sık yaşamaktadır (Rachman ve De Silva, 1978). Hasta grubunda obsesyonel düşüncelere daha fazla felaketleştirici anlamlar yüklenmekte ve bu düşünceler daha fazla kaygıya yol açmaktadır. Aynı zamanda hastalar bu düşünceleri kontrol edebilmek için daha yoğun çaba harcamaktadırlar (Salkovskis, 1999). Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Burcu Yıldırım Altınok yazarına aittir. Ankara Psikolog

Obsesif kompulsif bozukluk çok farklı düşünce içerikleri ve davranış örüntüleriyle kendini gösterebilir (McKay ve ark., 2004). Obsesyonların içerikleri bulaşma, kirlenme, dinsel sapkınlık, cinsellik veya suçluluk gibi farklı temalara sahiptir. Bireyler bu tür düşüncelerin ortaya çıkardığı kaygıyı kontrol etmek veya azaltmak için kompulsif ritüellere, kaçınma davranışlarına veya bazı etkisizleştirme (nötralizasyon) yöntemlerine başvurabilmektedir (Salkovskis, 1985). Basmakalıp davranışlardan/ kompulsiyonlardan en yaygın olanları yıkama-temizleme, kontrol etme ve saymadır. Kontrol etme ya da temizleme gibi kompulsiyonlar açıkça gözlemlenebilirken, belirli sözcükleri aklından geçirme ya da durumları zihninde canlandırma gibi daha örtük olanlarının izlenmesi daha zordur. Hem açık hem de örtük ritüeller belli bir obsesyonel kaygı ve korkuyla tetiklenmekte ve ilgili ritüelin gerçekleşmesi kişide kısa süreli bir rahatlamaya yol açmaktadır (De Silva ve ark.,2003). “Romantik ilişkiler ve eş odaklı” temalar da son yıllarda çalışılmaya başlanmış obsesif düşünce içerikleridir (Doron ve ark., 2012a, 2012b). Yeni gelişmeye başlayan romantik ilişki temalı obsesyon ve kompulsiyonlara ilişkin alanyazın bu kavramların obsesif kompulsif bozukluğun farklı bir görünümü olabileceği yönündedir.

Romantik aşk; ‘‘birisine doğru çekilme, aşık olma, aşk yaşama ve sevmenin eşit aralıklarla sıralandığı bir boyut’’ olarak tanımlanmıştır. Aşık olmada sevilen kişinin sık sık düşünülmesinin, kişiler arasında artan duygusallığın ve artan fiziksel uyarılmanın varlığından söz edilmektedir (Hendrick, 2009). Sevgiden farklı olarak aşık olmaya, cinsel bir arzu da eşlik etmektedir (Meyers ve Berscheid (1997). Romantik ilişki konusundaki en önemli kuramsal yaklaşımlardan biri de ‘‘Bağlanma Kuramı’’dır. Çocuk için bağlanma figürü temel bakım veren kişi, sıklıkla da anneyken; yetişkinlerde bağlanma figürü romantik eş olmaktadır (Hazan ve Shaver, 1987). Yetişkinler için romantik eş güven, rahatlama ve desteğin en önemli kaynağıdır (Hazan ve Zeifman, 1999). Shaver ve arkadaşlarına (Shaver ve Hazan, 1988; Shaver ve ark., 1988) göre istikrarlı, karşılıklı ve doyurucu bir romantik ilişkinin oluşması ve devam etmesi için bağlanma, bakım verme ve cinselliğin optimal düzeyde olması gerekmektedir. Aksi durumda ise ilişki içinde gerilim, çatışma, dengesizlik gibi durumların yol açacağı ayrılıkların yaşanması söz konusu olabilmektedir.

Doron ve arkadaşları (2012a) romantik ilişki ve eş temalı obsesyonları ‘‘bireyin içinde bulunduğu romantik ilişkinin doğruluğu, bireyin eşine olan sevgisi ve eşinin bireye olan sevgisi üzerine obsesif bir biçimde düşünmesi’’ olarak tanımlamaktadır. Bu obsesyonel düşüncelere kimi zaman kompulsif davranışların da eşlik ettiği görülmektedir. Birey, bu obsesyonel düşüncelerin yarattığı kaygıyla başa çıkabilmek için “eşiyle yaşadığı mutlu zamanları zihninde sıkça canlandırma”, “çevredeki bireylerden eşinin sevgisiyle ilgili ya da kendisinin eşine yönelik sevgisiyle ilgili onay arama” ve “kendi ilişkisini diğer bireylerin ilişkisiyle karşılaştırma” gibi kompulsif davranışlar sergileyebilmektedir (Doron ve ark., 2012a). Romantik bir ilişkinin özellikle başlangıç evresinde birbiriyle çelişen hislerin varlığı ve ilişkinin niteliğini sorgulayan bazı düşüncelerin eşlerin aklından sıkça geçmesi doğaldır (Brickman, 1987). Ancak, romantik ilişki temalı obsesyonlar bu tür doğal sorgulamalardan birçok yönüyle farklılaşmaktadır. Klinik obsesyonlarda olduğu gibi bu düşünceler de birey tarafından benliğe yabancı (ego-distonik) olarak algılanmaktadır. Örneğin birey yaşadığı sıkıntıyı ‘‘Eşimin beni sevdiğini biliyorum, ama yine de kontrol etmeliyim.’’ biçiminde ifade etmektedir. Yine diğer klinik obsesyonlarda olduğu gibi romantik ilişki temalı istem dışı düşünceler de bireyin o anda düşündüğü şeyi veya yaptığı işi sekteye uğratarak kişinin zihninde kalmaya devam etmektedir. Birey tetikleyici bir olay veya durum sonucu ortaya çıkıveren bu istem dışı düşüncelere bağlı olarak yoğun bir kaygı yaşamakta ve aşırı bir tepki göstermektedir. Sonucunda da bireyde nötralizasyon ya da kaçınma davranışları ortaya çıkmaktadır. Yaşanan stresin azaltılması ve şüphelerin giderilmesi amacıyla eşe ya da diğer kişilere ilişkiyle ilgili tekrar tekrar sorular yöneltilmektedir. Benzer biçimde kendi duygularının tekrar tekrar kontrol edilmesi ve istem dışı düşünceleri tetikleyen durumlardan kaçınılması söz konusudur. Bu tür girişimler kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun dönemde istem dışı düşüncelerin devam etmesine ve hatta şiddetlenmesine sebep olmaktadır.  Bu durum bireyin hem işlevsellik düzeyini hem de romantik ilişki kalitesini olumsuz olarak etkilemekte, eşler arasında güven sorunlarına, eşe yapışma ve bağımlılığa, terk edilme korkularına yol açabilmektedir (Doron ve ark., 2012a). Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Burcu Yıldırım Altınok yazarına aittir. Ankara Psikolog

Eş odaklı obsesif-kompulsif belirtiler ise ‘‘eşin dış görünüşü, mesleki, ahlaki ve sosyal açıdan yeterliği, zekası gibi birçok farklı alanda ortaya çıkan obsesif düşünceler’’ olarak tanımlanmaktadır (Doron, ve ark. 2012b). Eşinin yeterince zeki olmadığı, başarılı olup olamayacağı, fiziksel görünümündeki sorunlar, duygusal açıdan kararlı/güvenilir olup olmadığı, yeteri kadar sosyal olmadığı gibi bazı obsesyonel düşüncelerin istemsiz olarak yaşanması söz konusudur. Bu istem dışı düşüncelere eşi başka kişilerle karşılaştırmak, eşten ya da diğerlerinden onay aramak gibi kompulsif davranışlar da eşlik edebilmektedir. Eş odaklı obsesif düşünceler de kişinin isteği dışında zihninde beliren ve kişinin eşine ilişkin genel değerlendirmesiyle çelişen düşüncelerdir. Örneğin, birey bu istem dışı düşünceleri “Eşim beni seviyor ve bana karşı çok iyi ama yine de onun yeteri kadar zeki olup olmadığı düşüncesini aklımdan atamıyorum.” biçiminde yaşıyor olabilir (Doron ve ark., 2012b).

Romantik ilişki temalı ve eş odaklı obsesif düşüncelerin benliğe yabancı (ego-distonik) yapıda olduğu, başka bir deyişle bu düşüncelerden dolayı bireyin aslında rahatsızlık duyduğu fakat bunları düşünmekten kendisini alıkoyamadığı belirtilmektedir (Doron ve ark., 2014). Bu düşünceler geçmişte yaşanmış romantik ilişkilerle de ilgili olarak ortaya çıkabilmektedir. Ancak, bu obsesyonel düşüncelerin mevcut romantik ilişki hakkında olduğu durumda daha fazla soruna sebep olabilmektedir (Doron ve ark., 2014). Doron ve arkadaşları (2014) tarafından yapılan bir araştırmada romantik ilişki temalı ve eş odaklı obsesif-kompulsif belirtiler arttıkça cinsel işlevselliğin azaldığı belirtilmiştir. Aynı zamanda bu belirtilerin ilişki memnuniyetsizliğini ve depresif belirtileri de yordadığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Araştırmacılar romantik ilişki obsesyonları ve cinsel işlevsellik arasındaki ilişkinin çift yönlü olabileceğini yani ikisinin de birbirini etkiliyor olabileceğini belirtmektedir (Doron ve ark., 2014). Romantik ilişki obsesyonlarının iyilik haline olumsuz bir etkisi olduğu, aşırı kaygı, stres ve işlevsizliğe yol açtığı, aynı zamanda bu obsesyonların utanç ve suçluluğa sebep olduğu bilinmektedir (Doron ve ark., 2014).

Romantik ilişki obsesyonları yakın zamanda araştırılmaya başlanmıştır ve yapılan çalışmalar obsesif kompulsif bozukluğun farklı bir semptom görünümü olabileceği savını destekler niteliktedir (Doron ve ark., 2012a, 2012b, 2014). Henüz yapılan çalışmalar bu gibi obsesyonların başlangıcına dair herhangi bir görgül sonuç ortaya koymamıştır. Fakat Doron ve arkadaşları (2014) kliniklerine başvuran ve romantik ilişki obsesyonu olan bireylerin çoğunlukla genç yetişkinler olduğunu bildirmişlerdir. Bazı hastaların da evlilik kararı veya çocuk sahibi olma kararı almalarının romantik ilişki obsesyonlarını tetiklediğini, aynı zamanda romantik ilişkinin bitmesinin de bu obsesyonları artırdığını bildirmişlerdir. Romantik ilişkinin bitmesinin ardından genellikle yaşanan obsesyonlar, ayrıldıkları kişinin kendileri için doğru kişi olduğu ve o kişiyle tekrar birlikte olma şansını yitirdikleri gibi düşüncelerdir (Doron ve ark., 2014). Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Burcu Yıldırım Altınok yazarına aittir. Ankara Psikolog

Bowlby (1973), bağlanma kuramında bebeklikte kurulan bağların ilerleyen süreçlerde kurulacak duygusal bağlar üzerinde önemli bir etkisinin olacağını ve zihinsel temsillerin değişime dayanıklı olduğunu vurgulamıştır. Yetişkin güvensiz bağlanma örüntüleri, kaygı ve kaçınma ekseninde ele alınmaktadır. En genel biçimde ‘‘Bağlanma kaygısı’’ terk edilmekten ve reddedilmekten duyulan korku olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda bireylerin ihtiyaç duyduklarında eşlerinin ne kadar erişilebilir ve destekleyici olduğuna ilişkin endişelerini de belirtmektedir (Brennan ve ark., 1998). Kaçınma ise yakınlığa ve bağlılığa ilişkin bireyin huzursuzluk ve korku duyması olarak tanımlanabilir. Araştırmalar kaçınmacı bireylerin yüksek, gerçekçi olmayan ve katı mükemmellik standartları belirlediklerini, başkalarını ve kendilerini kusurları veya zayıflıkları olmadığına inandırmak adına diğerlerine olumsuz yüklemeler yaptıklarını göstermiştir (Mikulincer ve Horesh, 1999; Mikulincer ve Shaver, 2007).

Güvensiz bağlanma örüntülerinin obsesif kompulsif belirtilerin ortaya çıkmasında ve devam etmesinde bir risk faktörü olabileceği, aynı zamanda güvensiz bağlanma boyutları olan kaçınma ve kaygının psikopatolojik belirtilerin saptanmasında önemli faktörler olduğu vurgulanmıştır (Mikulincer ve Shaver, 2007, Doron et al., 2009; Myhr, Sookman ve Pinard, 2004; Pielage, Gerlsma ve Schaap, 2000). Bağlanmanın kaygı ve kaçınma boyutlarının olumsuz zihinsel temsillerinin obsesif inançları tetikleyebileceği düşünülmüştür (Doron ve ark., 2009). Sümer ve arkadaşlarının (2009) Türk örneklemle yaptığı bir çalışmada OKB’nin güvensiz bağlanma örüntüleriyle ilişkili olabileceği saptanmıştır. İlgili alanyazın genel olarak değerlendirildiğinde, bağlanma biçiminin obsesif düşünme biçimi ve belirtiler üzerinde önemli etkileri olabileceğine işaret etmektedir.

Doron ve arkadaşları (2012) kaçınmacı bağlanmanın daha çok eş odaklı obsesif düşüncelerle ilişkili olabileceği, kaçınmacı bağlanan bireylerin benliklerine ilişkin atıf ve özellikleri diğer kişilere yansıtmaya yatkın olduklarını belirtmiştir. Bu yatkınlık kişinin eşine yönelik kusurlarla uğraşısını arttırabilmektedir. Aynı zamanda ilişkisel alandaki benlik hassasiyetinin de romantik ilişki temalı obsesyonlarla ilişkili olabileceği, özellikle romantik alanda yetersizlik ve zayıflık algısının bu alandaki benlik algısını zorlayıcı istem dışı düşüncelere yönelik duyarlılığı arttırabileceği belirtilmiştir (Doron ve ark., 2012). Örneğin kişi ‘‘Eşimin doğru kişi olmadığını hissediyorum.’’, ‘‘Eşim aptalca davranıyor.’’ gibi istem dışı düşünceler yaşayabilmektedir. OKB’nin bilişsel modelinde de belirtildiği gibi bu istem dışı düşünceler felaketleştirici yorumlamaları tetiklemekte, işlevsel olmayan yorumlar ve ardından gelen nötralizasyon davranışlarıyla devam etmektedir. Örneğin; kişi emin olamadığı bir ilişkide olmanın, kendisini ömür boyu mutsuz edeceği şeklinde felaketleştirilmiş bir yorumun ardından, partnerine ilişkin bu tarzda şüphelerinin olmaması gerektiği gibi işlevsiz bir düşünce yaşayıp kontrol ve onay arama davranışlarına yönelebilir (Doron ve ark., 2012). Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Burcu Yıldırım Altınok yazarına aittir. Ankara Psikolog

Doron ve arkadaşları (2012a), kaygılı bağlanmanın romantik ilişki temalı obsesyonlarla ilişkili olduğunu belirtmiştir. Kaygılı bağlanan bireyler daha çok karşılaştıkları durumun olumsuz sonuçlarını abartma, ruminatif bir biçimde düşünme ve bağlanma figürü tarafından terk edilme korkuları gibi durumları yaşamaya daha eğilimlidirler (Mikulincer ve Shaver, 2003). Bu gibi baş etme stratejileri kaygılı bağlanan bireyleri romantik ilişki temalı obsesyonları yaşamaya açık hale getirmektedir. Bireyin kendilik değerinin yüksek düzeyde romantik ilişkisine bağlı olması ve bu duruma kaygılı bağlanmanın eşlik etmesi durumunda da romantik ilişki obsesyonları daha fazla yaşanmaktadır (Doron ve ark., 2013). Çocukluktan itibaren kişilerin en çok maruz kaldığı romantik ilişki anne ve babaları arasında yaşanan ilişki olması sebebiyle ebeveynler arasında yaşanan çatışmaların, olumsuz aile ortamının da romantik ilişki obsesyonları üzerinde bir etkisi olabileceği belirtilmiştir (Doron ve ark., 2014). Hatırlanan ebeveyn ilgi düzeyi, kaygılı bağlanma, partnere bağlı benlik değeri ile romantik ilişki temalı ve eş odaklı obsesif-kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin incelendiği bir çalışmada kaygılı bağlanmanın hatırlanan ebeveyn ilgi düzeyi ile romantik ilişki ve eş odaklı obsesif-kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide aracı rol oynadığı bulunmuştur. Anne tarafından sergilenen soğuk ve reddedici ebeveynliğin kaygılı bağlanmayı artırdığı, kaygılı bağlanma örüntüsünün güçlenmesinin benlik değerinin partnere bağlı olma düzeyini yükselttiği, bunun da kişileri eş odaklı obsesif-kompulsif belirtiler sergilemeye daha yatkın hale getirdiği bulunmuştur (Trak, 2016). Sonuç olarak romantik ilişkilerle ilgili obsesif düşüncelerin ilişkilerle ilgili bilişsel yanlılıklar, benlik hassasiyeti ve güvensiz bağlanma gibi faktörlerle gelişip devam ettiğine yönelik bir bakış açısı ortaya konmuştur (Doron ve ark., 2012).

 

Kaynakça 
  • American Psikiyatri Birliği. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5), (çev. ed. E Köroğlu) Ankara, Hekimler Yayın Birliği, 2013.
  • Brickman, P. (1987). Commitment, conflict, and caring. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall
  • Bowlby, J. (1973). Attachment and loss: Separation, anxiety and anger. New York: Basic Book
  • Brennan, K. A., Clark, C. L., ve Shaver, P. R. (1998). Self-report measurement of adult attachment: An integrative overview. In J. A. Simpson & W. S. Rholes (Eds.), Attachment theory and close relationships (pp. 46-76). New York: Guilford Press
  • Clark, D. A., ve Purdon, C. (1993). New perspectives for a cognitive theory of obsessions. Australian Psychologist, 28, 161-167.
  • Clark, D. A. (2004). Cognitive behavioral therapy for OCD. New York: Guilford Publication.
  • De Silva, P., Menzies, R. G. ve Shafran, R. (2003). Spontaneous decay of compulsive urges: the case of covert compulsions. Behavior Research and Therapy 41(2), 129-137.
  • Doron, G., Moulding, R., Kyrios, M., Nedeljkovic, M. ve Mikulincer, M. (2009). Adult attachment insecurities are related to obsessive compulsive phenomena. Journal of Social and Clinical Psychology, 28, 1022-1049.
  • Doron, G., Moulding, R., Nedeljkovic, M., Kyrios, M., Mikulincer, M. ve Sar-El, D. (2012). Adult attachment insecurities are associated with obsessive compulsive disorder. Psychology and Psychotherapy: Theory, research and practice, 85, 163-178.
  • Doron, G., Derby, D., Szepsenwol, O. ve Talmor, D. (2012a). Tainted Love: Exploring relationship-centered obsessive compulsive symptoms in two non-clinical cohorts. Journal of Obsessive–Compulsive and Related Disorders, 1, 16–24.
  • Doron, G., Derby, D., Szepsenwol, O. ve Talmor, D. (2012b). Flaws and all:Exploring partner-focused obsessive–compulsive symptoms. Journal of Obsessive–Compulsive and Related Disorders, 1, 234–243
  • Doron, G., Szepsenwol, O., Karp, E. ve Gal, N.  (2013). Obsessing about intimate-relationships: Testing the double relationship-vulnerability hypothesis. Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry, 44, 433-440.
  • Doron, G., Derby, D. S. ve Szepsenwol, O. (2014). Relationship obsessive-compulsive disorder (ROCD): a conceptual framework. Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders, 3, 169-180.
  • Gibbs, N. A. (1996). Nonclinical populations in research on obsessive-compulsive disorder: A critical review. Clinical Psychology Review, 16(8), 729-773.
  • Hazan, C., ve Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511-524.
  • Hazan, C. ve Zeifman, D. (1999). Pair-bonds as attachments: Evaluating the evidence. In J. Cassidy ve P. R. Shaver (Eds.), Handbook of attachment: Theory, research, and clinical applications. New York: Guilford
  • Hendrick, S. S. (2009). Yakın İlişkiler Psikolojisi. (A. Dönmez, Çev.) Ankara: Nobel Yayınları
  • McKay, D., Abramowitz, J. S., Calamari, J. E., Kyrios, M., Radomsky, A., ve Sookman, D. ve ark. (2004). A critical evaluation of obsessive-compulsive disorder subtypes: Symptoms versus mechanisms. Clinical Psychology Review, 24(3), 283–313
  • Meyers, S. A., ve Berscheid, E. (1997). The language of love: The difference a preposition makes. Personality and Social Psychology Bulletin, 23(4), 347-362.
  • Mikulincer, M., ve Horesh, N. (1999). Adult attachment style and the perception of others: The role of projective mechanisms. Journal of Personality and Social Psychology, 76, 1022–1034.
  • Mikulincer, M. ve Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics and change.New York: Guilford Press. (syf. 28-219).
  • Myhr, G., Sookman, D. ve Pinard, G. (2004). Attachment security and parental bonding in adults with obsessive‐compulsive disorder: a comparison with depressed out‐patients and healthy controls. Acta Psychiatrica Scandinavica, 109, 447-456.
  • Pielage, S., Gerlsma C., ve Schaap, C. (2000). Insecure attachment as a risk factor for psychopathology: The role of stressful events. Clinical Psychology and Psychotherapy, 7, 296–302.
  • Rachman, S. ve De Silva, P. (1978). Abnormal and normal obsessions. Behavior Research and Therapy, 16(4), 233-248.
  • Salkovskis, P. M. (1985). Obsessional-compulsiveproblems: a cognitive-behavioural analysis. Behaviour Research and Therapy, 23, 571–583.
  • Salkovskis, P. M. (1999). Understanding and treating obsessive-compulsive disorder. Behavior Research and Therapy, 37(1), 29–52.
  • Shaver, P. R., ve Hazan, C. (1988). A biased overview of the study of love. Journal of Social and Personal Relationships, 5(4), 473-501.
  • Shaver, P., Hazan, C., Bradshaw, D., Sternberg, R. J., ve Barnes, M. L. (1988). Love as attachment. In The psychology of love. (syf. 68-99). New Haven, CT: Yale University Press.
  • Sümer, N., Ünal, S., Selçuk, E., Kaya, B., Polat, R., ve Çekem, B. (2009). Bağlanma ve psikopatoloji: Bağlanma boyutlarının depresyon, panik bozukluk ve obsesif-kompulsif bozuklukla ilişkisi. Türk Psikoloji Dergisi, 24(63), 38-45.
  • Trak, E. (2016). Hatırlanan ebeveyn tutumları, yetişkin bağlanma biçimleri ve romantik ilişkilere bağlı benlik değerinin ilişki merkezli obsesif kompulsif bozukluk semptomları ile olan ilişkisi. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.

Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Burcu Yıldırım Altınok yazarına aittir. Ankara Psikolog

Bu yazının fikri hakları Psk. Dr. Burcu Yıldırım Altınok yazarına aittir. Ankara Psikolog
Romantik İlişki ve Eş Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirtiler
image/svg+xml

DEVAMI